14 Aralık 2015 Pazartesi

Mor Mercan Çiçeği

Büyüyorsun balığım diğer tüm balıklarla bir,
Ama onlardan ayrı kalmak isteğinle.

Büyüyorsun deniz yıldızım,
Pastel boyalarla çizdiğin küçük beyaz bir yelkenlinin içinde.

Büyüyorsun her geçen gün,
Kurak topraklarda veyahut kayalıklarda yetişen
Mor bir mercan çiçeği gibi
Binbir zahmetle.

Gün gelir güneş ısıtır yine bu suları.
Gün olur çıkarsın belki
Kendiliğinden ve ansızın beyaz yelkenlinden dışarı.

Ama o güne kadar hep bekleyeceğiz seni balığım.
Sen her an geliverirsin belki diye ışıklarımız hep yanık,
Gönlümüzün kapıları hep açık,
Ve hep kurulu olacak gönül saraylarımızın sofraları.

Işıl ışıl gözlerinden baktığın,
Anlam veremediğin bu eşitsiz dünya
Senin hatrın için dönmeye devam ederken,
Ve henüz vaktimiz varken,
Adımını at ve çık yelkenlinden.

Elişi kağıtlarından koca bir tuval,
Ve bir palet dolusu cümbüş güneşin renklerinden
Saklambaç, elim sende, yakartop, kızma birader
Dünyanın oyunu şimdi bizi bekler...


5 Ekim 2015 Pazartesi

Yalan

Okyanusun derinliklerinde yine bir sabah
Güneşli bir hazan mevsimi,
Belli ki yazdan kalma bir gün yaşanacak.

Hep mi doğruyu söylersin diye sordum ona
Yalan nedir bilmez misin hiç ?
Cevap vermedi.
Tıpkı diğer sorduğum sorulara cevap vermediği gibi.
Yorgun bir hali vardı,
Baktı bana,
İri ve çekingen gözlerinde donuk bir ifadeyle.
Küçücük kollarını boynuma dolamak için,
Adeta yalvarırcasına baktı ve bekledi.
Bir deniz yıldızı gibi, sanki bir ahtapot gibi
Sevdiklerine kollarını dolamayı oldum olası çok severdi.

Alamam seni dedim, çok ağırsın;
Taşıyamam o kadar yol boyunca.
Belki de haksızlıktı bu yaptığım.
Ama zaten dünya hiç bir zaman adil değildi ki.
Bunu değiştirmeye benim de gücüm yoktu.

Tüm enerjisi bitmiş gibi sarıldı bacaklarıma.
Olmaz dedim, az daha yürüyeceksin; birazdan otururuz dolmuşta.
Yürüdü yanımda sesini hiç çıkarmadan.

Hep mi doğruyu söylersin diye sordum tekrar.
Cevap vermedi yine, sadece yürüdü sessizce,
Kimbilir ne bitkin bir halde, ama onurla.

Huyu değildi hiç, her daim canlıydı.
Fırıldak gibi döner, kımıl kımıl oynardı.
Uyudu biçare kucağımda gidene kadar.
Emindim artık, bir olağanüstülük vardı;
Çünkü o, yolda hiç bir zaman uyumazdı.

Gideceğimiz yere gelince vedalaştık.
Baktı kocaman gözleri ile; güle güle diyiverdi.

Yokuştan aşağı yürürken, kendimi kendimle sohbet eder buldum.
Bu sefer döndüm aynı soruyu bir kez de kendime sordum:
Hep mi doğruyu söyler bir insan,
Yalan nedir bilmeyecek mi benim deniz yıldızım?
Cevap verdi dalgalar, kumlar, kayalar:
Bilmeyecekmiş dediler hep bir ağızdan,
Hem de hiç bir zaman.



14 Eylül 2015 Pazartesi

Başlarken

Hepimiz kendi kabuklarımızda parıldamayı bekleyen incilerdik. Bazılarımız parlayıp göz kamaştırma fırsatı bulmak için bir fırsat yakalamışken, çoğumuz bu fırsatı hiç elde edemeyecektik. Okyanusun derinliklerinde bir yerlerde, belki de insan elinin hiç değmediği derin sularda... Karanlıkta ve güneş ışınlarının ulaşamayacağı uçsuz bucaksız dehlizlerde...

Bir fırsat verilse, ah keşke küçücük bir fırsat! Bunu bile istemekten korkarak kabuğumuzda kendimizle tek başına olmaktan memnun... Tüm oyunların, hayata dair tüm itiş-kakışların dışında kalıp sadece yitip gitmek, zamanın değirmeninde öğütülmeyi beklemek, belki de zamanın bile farkında olmadan.

Bir top atsam sana, bana geri fırlatsan; ya da onca güzel isim içinden seninkini seslensem karanlığa, hemen dönüp baksan. Okyanusun derinliklerinde geçirdiğin mutlu saatlerin tılsımından, bitmek tükenmek bilmeyen bir sabır ile seni çağırmaktan vazgeçmeyen sesimle uyansan ve bir daha hiç uyumasan.